Sessizlik, nefessizlik, karanlık ve isteksizlik dört bir yandan sivrisinek gibi kanımı emerken, amaçsızca elime aldığım cep telefonumdan tam tamına beş günlük hava tahminine göz attım. Ne göreyim salı günü için İzmir'e yağmur vermiş. Bugün pazartesi, olur mu olur diyerekten akşama doğru Urla taraflarını kesmeye başladım. Aman Allah'ım yoksa o bir yıldırım mı derken, tripotu almış fotoğraf makinemi üstüne koymuş pozlama değerlerini hesaplarken geldim kendime. Sonrası malum. Deklanşör kablomun olmaması beni kahrolasıca zamanlayı kurmaya zorladı o
esnada kaçan her bir yıldırım için kablosuzluğa bir kere daha küfür
ettim. En kısa sürede kendime bir deklanşör kablosu almam lazım.Cânım yıldırımlar gözlerim önünde haybeye düştü. Ama pozlamanın içine düşenler de oldu onları az önce sizinle paylaştım. Bu esnada şunu daha iyi anladım, özellikle uzun pozlamalarda zamanı ellerinizle tutabildiğiniz hissine kapılıyorsunuz. Bu saçma bir his bile olsa kimi zaman hatta çoğu zaman ağzıma sıçan "zaman"'ı tutabildiğimi görmek, geçen yılların öcünü alıyormuş gibi hisstemek gerçekten güzel. Sonuçta o kazanacak biliyorum ama çektiğim her fotoğrafı gol olarak sayacağım ona karşı. Neyse, yaklaşık iki saat kadar dünyadan Nico'ya gelen hiçbir sinyale cevap vermedim sanırım ki bir anda üşüdüğümü farkettim. Yağmurda ufaktan atıştırmaya başlamıştı. Tası tarağı toplama vakti gelmişti anlayacağınız.
Bu iki saat boyunca sadece ben, yıldırımlar," kaçan yıldırımlar" toprak kokusu ve fotoğraf makinem vardı. Sadece bunlara odaklanmıştım. Sonradan farkettim bu iki saatte mutluydum. Ve yine sonradan farkettim ki on yılı aşkın bir süredir ilk kez bir yağmur yağdığında artık beni sevmediğini biliyorum. Ağlasam emin olun ki yağmurlar durur. Ama boğazımdaki yumruğu kimin oraya bıraktığı konusunda bir fikrim yok. Sessizlik, nefessizlik, karanlık ve isteksizlik dört bir yandan kaldığı gibi kanımı emmeye devam ediyor...
Nicotinia - 16.09.2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder